manowar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
manowar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2015 Pazartesi

GODS OF WAR

MANOWAR


Savaş ve bilgelik tanrısı Odin 'e adanmış, Manowar 'ın The Triumph of Steel sonrası çıkardığı ilk konspet albüm. 

Ken Kelly 'nin çizdiği, mavi ağırlıklı nefis bir kapağı var albümün. 

Son derece senfonik, savaş konseptini sağlamlaştırırcasına güçlü ve ağır bir sound. Ara ara power metale selam çakan... İyi ya da kötü olmasından öte, bu senfonik yapısı ile önemli bir albüm diye düşünüyorum. 

King of Kings, bir Manowar geleneği olarak (ilk şarkılarda olduğu gibi) gene hızlı ve gaza getirici. Hail and Kill, hatta fazlasıyla Blood of the Kings vari bir parça ilk yarısı itibariyle. Dikkat çekici olansa Eric Adams 'ın vokali. Alışılmışın dışında, fazlasıyla power metal çağrıştıran bir vokal. Ara ara akla Savatage getiren bir vokal. Arada o alışılmış çığlıklardan bir kuble bahşediyor gene. Bu şarkıda son derece yakışıklı bir solo atmıştı Logan bu arada, her zamanki gibi "hızlı". 

Sleipnir, gene Logan 'ın düzgün sololarından birisini barındıran oturaklı bir şarkı. Konsepte uygun şekilde narrator eşliğinde başlıyor, sonrasında son derece güzel bir Eric Adams girişiyle devam ediyor. Logan 'ın bu parçada yaptıklarını seviyorum açıkçası, kendisine ne kadar ısınamamış olsam da başından beri. Gene power metal anımsatıyor yer yer, onu anımsatmadığında nwobhm veriyor bukle bukle. Allah 'tan Scott Colombus sizi şaşırtmıyor. Her daim bir Fighting the World havası esiyor davulda, bu da soundun bir yerlerden hep Manowar 'a tutunmasını sağlıyor. 

Loki God of Fire her ne kadar güçlü bir şarkı değilse de, melodisiyle en sevdiğim şarkılardan birisi albümdeki . Judas 'ın Def Leppard 'la aynı sahnede çaldığını düşünün, bu şarkı o olurmuş heralde... Ritm dışında bir özelliği var mı peki? Yok, Logan gene duygusuz ama hayvan gibi çalıyor, Colombus bildiğimiz gibi, gösterişsiz ama kusursuz. 

Blood Brothers gene boşa giden kurşun. Bu adamların yaptığı ballad'ları, slow şarkıları pek sevmiyorum, bunu da sevemedim. Logan 'ın kullandığı gitar ne bilmiyorum ama, tonundan nefret ettiğim şarkılardan birisidir. Arkadan arkadan gelen Eric Adams çığlıkları dışında güzel bir tarafı olmayan şarkı... 

Overture to Odin, albümün senfonik yapısına uygun, orkestrayı duyduğunuz, bu açıdan ilginç bir parça. Obualar, kemanlar, trompetler, org , davullar... Başka bir şey yok zaten, beklemeyin Eric Adams ne zaman girecek diye. 

The Sons of Odin arkadan koronun nordik ilahileri, kılıç sesleri eşliğinde gene power metal kokan, albümün güzel parçalarından. Blind Guardian tınıları duyacağınıza emin olabilirsiniz. Ayrıca narrator un sonlandırdığı harika bir finişe sahip parça. 

Gods of War kesinlikle, ama kesinlikle tür içinde dinlediğim en iyi parçalardan birisi. Senfonik yapısı inanılmaz çarpıcı. Eric Adams ha keza, vokali gene vurucu, özellikle sevdiğim yanı ise muhtemelen yıllar önce kaydedilmiş çığlıkların derinden derinden gelmesi. Koro gene mevcut ve Logan 'ın solosunu neredeyse beğendiğimi bile söyleyebilirim. Tüm o senfonik yapı, orkestra, koro vs. bir yana, şarkının marşa çalan eşsiz bir melodisi var. Eric Adams 'ın o vahşi çığlığı ile biten bir şarkının kötü ihtimali olamaz zaten. Overtür dolu albümün en epik şarkısı...

Army of the Dead 'i (part 1 ve 2 ) değerli kılan, enstrüman olmadan (silik bir org hariç), koroyla birlikte Eric Adams 'ı dinleyebilmek, tarihe tanıklık edermişcesine. Sadece parçaların sonunda ki "must dieeeee" çığlığını duyabilmek için dahi dinlenir hoş bu parçalar. 

Odin karakteristik distortion dışında, çok fazla birşey vaad etmeyen bir parça. 

Hymn of the Immortal Warriors başladığında, Shire 'ın yeşil çimlerinde koşan hobbitler gibi mutluluk ve huzur veriyor size Eric Adams 'ın sesinde. Arada ne kadar yükselse de, öylesine huzurlu bir melodi ki bu... Mesela emin olun ki, Logan ın gitar solosu size "sözlerimi geri alamam" dakini anımsatacak... 

ve Die For Metal. Çok sevdiğim gitar riflerine sahip, Manowar geçmişine "ağır" bir selam. Eric Adams şov devam eder... 

Gods of War kesinlikle kenara atılacak bir albüm değil. Senfonik yapısı, yoğun orkestra kullanımı, koronun hakimiyeti onu kesinlikle ayrı bir yere koymayı gerektiriyor. Konsept bir albüm ve bu yüzden çok fazla konuşma -overtur- var. Tek negatif yön bu diyebilirim, müziğin bölünmesi sıkıcı gelebilir. Belki konuşmaları yapan Eric Adams olsa idi daha ilginç olabilirdi kim bilir.

HAIL TO ENGLAND

MANOWAR


Heavy Metal 'in alt türlere fazla dallanıp budaklanmadığı senelerde, gene bu günün türleri arasında gidip gelen bir Manowar albümü. Söylendiği üzere 1 haftadan kısa bir sürede kaydedildiği için ( 6 gün ), en iyi albümlerden birisi olduğunu kabul edemeyip her zaman ön yargı ile yaklaşmışımdır. Belki de bu aceleye gelme hissinden dolayıdır ki, gitar rifflerinin basit, soloların özensiz, üzerinde çalışılmamış ve bir çok parçada yaratıcılıktan biraz uzak kaldığı fikrindeyim. Genede içinde : 

Blood of my Enemies gibi, değil bu albümün, Manowar tarihinin en güzel şarkılarından birisini barındırır. Şarkıyı geçtim, sadece nakaratı dahi, benim için bu kategoridedir. Eric Adams 'ın ses aralığını tam performansla kullandığı senelerde söylediği şarkı; özellikle sonda "high overhead - they carry the dead - where blood of my enemies lies" sözlerini en yüksek notada tamamen scream vokalle dillendirmesi, parçayı sevmek için ilk neden. Aynı nakarat, şarkının diğer bölümlerinde arkada koro, önde Adams 'ın temiz vokaliyle de son derece etkileyici bir melodide. Soloyu da genelin aksine son derece yaratıcı bulduğumu söyleyebilirim. 

Each Down I Die albümün dandik parçalarından. Bazı bölümlerde vokal iyi olsa da, bir kaç basit bas gitar hareketi falan ne yazık ki şarkıyı kurtarmaya yetmiyor. 

Kill With Power gene scream vokalin bariz kullanımıyla dikkat çekiyor. De Maio 'nun speed metale selam gönderdiği yapı içerisinde, solonun da fena olmadığını düşünüyorum. Melodi akılda kalıcı, ki muhtemelen albümden akılda kalıcı şarkılardan birisi. Bir kez dinledikten sonra dahi, aklınıza geldiğinde rahatlıkla mırıldanabileceğiniz, kolay bir şarkı. 

Hail to England 'da vokalin senfonik olduğunu söyleyebilirim ki, albüm genelinde de yer yer hissettiriyor bu durum. Benim çamur gibi gitar tonları nedeniyle bir türlü ısınamadığım bir şarkıdır. Hoş, soloda Ross the Boss günü kurtarmaya yelteniyor ancak, asıl bomba şarkıyı sonlandıran 15 saniyenin biraz üzerinde süren ve en yukardaki aynı notadan basan Eric Ddams çığlığı. Bu adamın 4 oktavlık bir sesi olduğunu hatırlatmak isterim. 

Army of Immortals girişten itibaren power metali anımsatan, iyi mi kötü mü olduğuna parça parça değerlendirildiğinde karar verilebilecek bir şarkı. Genelinde gene pek ısınamasam da, şarkının sonunda Eric Adams 'ın "metal makes us strong - it makes us stronger, stronger, stronger" sözlerini delirip gene en yukarılardan çığlıkla söylemesi, parçayı dinlenebilir kılan etkenlerden birisi. Ritmin tek düze olmaması, sizi sıkılmaktan kurtarırken, üzerinde biraz daha çalışılsa iyi olabilecek, şarkıya yetmiyor. Burada parça sanıyorum gene, albümün bir haftada, üzerinde fazla çalışılmadan kaydedilmesinin kurbanı oluyor. 

Black Arrows girişteki sayko vokalle hatırlanacak, ancak hızlı çalmalıyım diye kafayı kırıp odada parmak egzersizi çalışan genç dimağların yaptıklarını anımsatan gitar solosuyla unutmak isteyeceğiniz bir enstürmantal gariplik. 

Bridge of Death albümdeki diğer favorilerimden olmakla birlikte, Manowar 'ın türler arasında gidip gelen müzikal yapısının bir diğer örneği. Abes görünebilecek olsa dahi, bugünün black metaline selam gönderen bir şarkı bu. Elbetteki tarihte bu şarkıdan feyz almış, esinlenmiş bir grup olduğunu düşünmüyorum da, 84 yılında, yani 30 yıl önce çıkan bir albümde black metalden bahsetmek bile ilginç bana kalırsa. Power ballada da çalan girişiyle ve temizden yüksek notalara çıktıkça güzelliğini sergileyen vokalin senfonik kullanımıyla, Eric Adams 'ın parçayı gene dinlenebilir kıldığını düşünüyorum. Benim naçizane tavsiyem, parçayı dinlerken aklınızın bir köşesinde hep black metal kavramı olsun.

INTO GLORY RIDE

MANOWAR


Albümle ilgili söylenebilecek fazla bir şey yok aslında. Fazla hızlı olmayan, gene epik şarkıların yapılmaya çalıştığı, son derece kısa bir albüm. Warlord dışında boş kurşun atmamış aslında Manowar. Grubu seviyorsanız, albümü de seversiniz. Battle Hymns a daha yakın dururken, arkasından gelecek Sign of the Hammer ve Hail to England 'ın da başlangıcı. Yer yer senfonik bir hava sezilse de, koro kullanımının, hızlı ve gürültülü parçaların olmamasından dolayı bırakacağı ilk intiba, Hail to England ve Sign of the Hammerdan farklı bir albüm olduğu yönünde olacaktır. Albümün dikkat çekici yönlerinden birisi elbetteki Eric Adams. vokalin kudretini her şekilde gösteriyor. Kayıtla ilgili olabilir bir durum muhtemelen, Adams 'ın temiz sesini en net ve sık duyduğumuz albümlerden diye düşünüyorum. Lakin, kendisini fazla zorlamadığını da hissedebiliyorsunuz. Elbete ki gene her notaya çıkıyor Adams, ancak bunu hiç zorlanmadan yaptığını rahatça hissettiriyor, zorlamaktan kastım bu. 

Warlord dışında boş kurşun yok yazmıştım, ki introda yer alan seks iniltileri dışında çekici bir tarafı olmayan, speed ağırlıklı şarkı pek Manowar tarzı değil aslında ve muhtemelen yaptıkları en kötü parçalar arasında rahatlıkla kendine yer bulur. 

Secret of Steel, Scorpions un yaptıklarına benzer power ballada yakın bir şarkı. Şarkının en ince detaylarından birisi, aralarda Adams ‘ın brutal mırıltıları. Bir dikkat edilmesi gereken ayrıntı da, De Maio 'nun bas gitarla arkada gitar gibi solo gidip gelmesi. Ağırlıklı olarak Adams ‘ın clean vokaline örnek gösterilebilecek bir parçadır diye düşünüyorum. 

Gloves of Metal, basit ancak akılda kalıcı nefis rifleri ve monotonluktan arınmış, vurgulu ritmi, ara ara duyduğumuz screamleri ile güzel bir parça. 

Gates of Valhalla hızlandıkça davula abanılan, inişli çıkışlı gene montonluktan uzak ritmiyle etkileyici bir parça. Harika bir solo girişine ve güzel bir soloya sahip. Vokal ağırlıklı olarak temizken gene de çok çok doğru anlarda kullanılan screamle kudretini gösteriyor. Şarkının sonlarında "endless knowledge, endless time" dizeleri screamle söylenirken, "i scream the final battle cry" ile Eric Adams dediğini yapıp son sözü söylüyor. 

Hatred gene Eric Adams 'ın kudretini gösterip her notadan bastığı, dünyanın en güzel çığlığıyla adeta ritm verdiği, gitarın en başarılı olduğu şarkılardan. Neredeyse saykodeliğe çalan yapısıyla gitar soundu en farklı Manowar parçalarından birisi yapıyor Hatred ‘i. 

Revelation prodüksiyondan da kaynaklı, Adams 'ın konuşma sesine en yakın ses rengini duyabileceğimiz şarkı, ağırlıklı olarak çok, ama çok temiz bir vokalle gidiyor. Elbette yükseldikçe o bildiğimiz kirli ses rengi kendini gösteriyor. Ortalama hızın üzerindeki parça, kendinizi büyük maça hazırlamak için sabah koşusuna çıkmış Rocky sanmanıza yol açabilecek bir ritme sahip. Davulun yakaladığı çok güzel bir ritm var ve davul o kadar ön planda ki, yer yer gitarı yutuyor. Çok iyi, yaratıcı davul atakları yakalayabilirsiniz. 

March for Revenge benim ilk dinlediğimden beri (20 sene ediyor) kafamdan atamadığım, Adams ‘ın sesinin "güzelliğini" ve temizliğini ilk keşfettiğim parçalardan birisidir. Adams ‘ın konuşma sesinden yükseldiği "fallen brothers as i hold close to your side" bölümünde akıldan çıkmayacak güzelliktedir bana kalırsa. Parçanın vokal ekosu ile, sadece gitar tınısı olan bu bölümler aslında en epik bölümler. Şarkının bir güzel bölümüde arka arkaya dört kez tekrar edilen "for when we march, your sword rides with me" sözlerinin yer aldığı, clean vokalle başlayıp, vokalin her tekrarda kirli vokale döndüğü ve screamle bittiği bölüm.

LOUDER THAN HELL

MANOWAR


Adının aksine çok gürültülü olmayan, ve biraz basit kaçan, 1996 çıkışlı Manowar albümü. Arkasında bıraktığı Kings of Metal ve The Triumph of Steel ‘den bir gömlek aşağıda, (aslında son derece kompleks yapısıyla, konsept bir albüm olan The Triumph of Steel ile karşılaştırmak bile hakaret olur diye düşünüyorum) muhtemelen sound olarak çok uzak görünse de Fighting the World ile aynı kulvarda bir albüm. Şahsen, özellikle The Triumph of Steel ‘de ki kadro korunabilse imiş, çok daha iyi, çok daha kompleks bir albüm ortaya çıkabilirmiş diye düşünüyorum. 

Logan ‘ın çaldığı ilk albüm, etkisini hissettiriyor, benim açımdan kötü yönde ancak. Colombus ‘un da geri dönmesi ile, gene benim açımdan Manowar tarihinin en basit halkalarından birisi ortaya çıkmış müzikal anlamda. Şarkıları kurtaran ana etken elbette ki Eric Adams, ancak o bile belkide tüm albümler içinde en kolaya kaçtığı işi yapmış. Gene de, şarkılardan vokali çıkarttığınızda, elde kalan pek tatmin edici olmayacaktır diye düşünüyorum. Ha iyi yanı yok mu albümün? Var elbetteki, son derece basit ritmler ve rifler, şarkıları kolay dinlenir ve akılda kalır yapıyor. Return of the Warlords ve özellikle de Brothers of Metal de albümün iyileri. 

Şarkılara göz atmak gerekirse; 

Return of the Warlords başından sonuna kirli vokalin nefis, solonun güzel, özellikle soloda kendini iyice belli etmeye başlayan bas gitarında daha bir güzel çaldığı şarkı. 

Brothers of Metal muhteşem bir marş olmakla birlikte, De Maio adamın beynine beynine vuruyor gene. Koro kullanımı, bir önceki albüm olan Kings of Metal 'i çağrıştırmakla birlikte, çok derinlerden gelen bir scream melodisi vardır ki, şarkıyı sevmek için yeterlidir. Bas gitar gene etkisini hissettirir güzelliğiyle. 

The Gods Made Heavy Metal davulun son derece temiz ve basit ritmine kendinizi kaptırdığınız, kirli vokalin gene etkileyici olduğu lakin hız manyağı Logan 'ın attığı soloyu başarısız bulduğum bir şarkı. 

Courage en sevdiğim Manowar balladlarından birisi, ki pek sevmem Manowar ‘ın bu tip şarkılarını. Tertemiz bir vokal, klavye ve bas gitar... Nefis. 

Number 1 çok basit, hızlı, akılda kalıcı ve güzle bir ritm üzerinde giden parça ve vokalle etkileyici oluyor elbetteki. Tüm basitliğine rağmen, ritmdeki güzellik ve vokal melodisi ile benim için standartların biraz üzerinde bir şarkı. Etkileyici bir solosu olmasa da, özellikle sonlarda tutturulan gitar melodileri çok güzel. Davulun gösterişsiz, basit soundunu dolduran ise bas gitar. Kirli vokalin güzelliği, kompleks olmayan bu şarkıyı ayakta tutan yegane etken. 

Outlaw hızlı ve gürültülü bir şarkı iken, gene vokalin gücüyle ayağa kalkıyor. 

King, ballad olarak başlamakla birlikte, şarkının güzelleştiği yer orkestranın yerini davul ve gitara bıraktığı, yani hızlandığı bölüm. Davul gene Fighting the World günlerine dönmüş, üzerine bir şey koyamamış, son derece basit gitar riffleri üzerine kurulmuş olsa da, parçayı dinlenebilir kılan taraf da bu basitlik aslında. Eric Adams aslında Manowar dinlemek için yeterli sebep, bu parçada da durum değişmiyor. Aslında şarkıda, davul gibi Fighting the World günlerinden kalma, bunu da en çok koronun girdiği nakaratta hissettiriyor. Sözlerde de Fighting the World ile arasındaki organik bağı duyacaksınız zaten. Bas, şarkıyı güzelleştiren etkenlerden. Kıssadan hisseye, aslında dijital olarak araya serpiştirilmiş vokaller olmasa, çekilmez bir parça olabilirmiş. 

Today is a Good Day to Die, feci karizmatik ismi dışında pek bir numarası olmayan, ara ara gitar tınılarının güzelleştirdiği güçlü bir enstrümantal. 

My Spirit Lives On, Logan 'ın hızlı çalayım da ruhsuz olduğum anlaşılmasın kontenjanından albüme soktuğu, ağır olacak ama bir hilkat garibesi. 

The Power, gene basit ancak sevdiğim rifflerle başlayan, hızlı fakat gürültüsüz bir şarkı. Vokalin gene her türlü güzelliği yaşattığı, basit davula çok güzel bir bas gitarın ve güzel gitar tınılarının eşlik ettiği, hızlı fakat şarkının ruhuna uygun soloların olduğu bir şarkı.

MANOWAR

Grubun diskografisine bir göz gezdirmek için:

Battle Hymns (1982)
Into Glory Ride (1983)*
Hail To England (1984)*
Sign Of The Hammer (1984)
Fighting the World (1987)
Kings of Metal (1988)
The Triumph of Steel (1992)*
Louder Than Hell (1996)*
Warriors of the Wolrd (2002)
Gods of War (2007)*
Battle Hymns MMXI (2010)
The Lord Of Steel (2012)*
Kings of Metal MMXIV (2014)

THE TRIUMPH OF STEEL

MANOWAR


Manowar 'ın en iyi işlerinden birisi. muhtemeldir ki, en kompleks olan da budur, 1992 çıkışlı The Triumph Of Steel.

Grubun yıllar içinde kadrosuna kattığı davulcular içinde, en iyisinin hangisi olduğuna bir türlü karar veremedim. Rhino ‘mu, Hamzik ‘mi? Her ikisi de oldukça agreasifken, teknik olarak, hangi albümü dinlesem, onda çalan davulcuyu daha çok seviyorum. The Triumph of Steel 'de de aynı şey söz konusu. Rhino, son derece süratli çalan bir adam. Çok yaratıcı atakları var ve zillerle yaptıkları gerçekten kendisine hayran olmamı sağlıyor. O nedenle, The Triumph of Steel her defasında dinleyip daha da çok sevdiğim bir albüm. Bu yüzden, The Triumph Of Stee’ i her dinlediğimde oyumu Rhino ‘ya veriyorum. Aynı şey gitaristler içinde geçerli aslında, Shankle ‘mi, Ross the Boss ‘mu? Bu albüm özelinde, gitaristlerin kim olduğunun çok önemli olduğunu düşünmüyorum neyse ki. Sanırım Ross the Boss olsaydı da, çok farklı bir tadı olmazdı albümün. Bu nedenledir ki, The Triumph of Steel ‘i, Manowar tarihinde, en yetenekli adamların bir araya geldiği albüm olarak görüyorum. Scott Colombus ne kadar sevsem de, yukarıda bahsettiğim iki davulcudan ne yazık ki daha iyi bir davulcu değil. Aynı şekilde, Karl Logan ‘ın da, teknik olarak ne kadar üst düzey görünse de, bahsettiğim iki gitarist yanında yaratıcılık ve ruh olarak bir gömlek altta kaldığını düşünüyorum. Melodiler içinde Eric Adams ‘ın vokalinin de , Manowar 'da ki enstürmanlardan birisi olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. 

Achilles, agony and the ectasy in eight parts

İlk parça, yani sekiz bölümden oluşan achilles, agony and the ecstasy in eight parts belkide albümden ayrı değerlendirilmesi gereken bir efsane. Sözlerin, müzikle uyumu gerçekten de muhteşemdir. Anlatılmak istenen, dolandırılmadan sunulur, sözlerde neyse duygu, müzikte de odur. 

Adında da yazdığı gibi sekiz bölümden oluşur : 

Hector storms the wall güçlü gitar riflerinin, dobule crossların ve scream vokalin alt tonlarının uçuştuğu, gaza getirici açılıştır. 

The death of patroclus orglar eşliğinde, tertemiz bir vokalle, ağıt yakarmışcasına girer Eric Adams "oh friend of mine , how to say goodbye" derken ruhunuza dokunarak. "this dear friend, how we ll say goodbye" derken canınızı acıtır adeta yumuşacık sesiyle. 

Funeral march da gitar, çanlar eşliğinde bir uğurlama, melankolik bir marştır işte. 

Armor of the gods zillerle başlayan bir davul şov, zırh dövülürmüşcesine kulaklarınızda yankılanan ziller, davul, bateri, hızlı double crosslar... Yaklaşık 6 dakikalık bir davul solo. 

Hector's final hour 'da kulağınıza fısıldar Eric Adams. Senfoniktir biraz yükselirken vokal, ve o temiz vokale eşlik eden koro da yükselirken, Gene uhrevi dünyanıza ufakça bir dokunur melodi. 

Death hector's reward, speed 'e selam çakar, güçlü gitar riffleri eşliğinde, sağlı sollu gelen vokal tüm gücüyle haykırır size. "kill" derken, "die" derken duyarsınız çığlığı, yankılanır kulaklarınızda, güçlü davulla. 

The desecration of hector's body dümeni De Maio 'nun aldığı enstrümantal bölümüdür gene parçanın 

The glory of achilles 'de davul ve bas gitarın gücünü rahatlıkla hissedersiniz trash e selam çakan bölümde. bir Manowar klasiği olarak, sağlı sollu gelen vokaller gene temiz olmaktan uzak, screame yakındır. Ve elbetteki adamsın melodiyi çığlıklarla sürüklediği bölümler. Evet, gene çığlıklarla konuşur, söyler Eric Adams. Şarkıdaki yegane gitar solosu da bu bölümdedir. Hızlı, melodik olmaktan uzak bir performans solosu.

Metal warriors girişinden itibaren gene vokalle öne çıkan bir parça. "now the world must listen, if you are not into metal, you are not my friend" dizelerinin katıksız scream vokalle dile getirildiği anlarda, temiz çığlıklardan her kelimeyi tek tek seçebilirsiniz. Bu açıdan, güçlü rifleri ve soloları ile birlikte şarkı üst bir noktaya yerleşiyor. Vokal aralığının tüm detaylarını gördüğümüz parçada bas gitar, arkada ritm gitar gibi tırmalıyor. 

Diğer şarkılara da göz atmak gerekirse: 

Ride the dragon son derece hızlı, gitar ve davulun enfes çaldığı bir şarkı. Vokal sağlı sollu gelirken, davula da yuh artık diyoruz. Bas gitarın arkada ritm gitar gibi tırmalıdığı bölümde, Shankle tekniğinin tüm güzelliklerini duyuruyor soloda. İyi davul atakları bulunan parçada, zil kullanımı üst düzey. 

Spirit horse of the cherokee, kızılderili ritimlerini duyduğunuz ve davulun hızıyla yer yer "yuh" dedirtecek bir parça. 

Burning güçlü davul ve gitar rifleriyle akılda yer ederken, ince ayrıntı arkada derinden gelen vokalin çığlıkları. 

The power of thy sword yıldırım gibi bir davul atağı ve koroyla başlarken, zil kullanımında gösterilen maharet ve çığlıklar gene dikkat çekici. Kılıçların ihtişamlı sesi ortamı güzelleştirirken, bas gitar gene ritm gitar görevini devralmış gibi kulak dolduruyor. Çok güzel bir soloya sahip parça, ortalarda hız keserek orga yer açıyor. Burada orgla birlikte temiz vokal, uhrevi dünyanızı okşarken, kılıçların tekrar çekilmesiyle sağlı sollu vokaller ve harika zil vuruşları şarkıyı kendine getirtiyor. Rhino gene hızlı, ancak asıl dikkat çekici olan zil atakları; Doyumsuz bir dinleti... Sonlara doğruda bas gitar dümeni eline alıyor. 

The demons whip: baştaki "demon" albümün konsept haline destek verirken, şarkının bas gitar destekli harika rifleri var. Derinlerden duyduğunuz koro, ateş yükseltici. son derece baskın ve görkemli bir bas gitar soundu önünde yer yer vakvaklayan son derece yaratıcı, ihtişamlı ve enfes bir solo var. Elbetteki tüm bu ateş yükseltici hareketler, sizi şarkının belkide dünyanın en hızlı çalınmış bölümüne hazırlamak için. Son bölümde crosslar, gitarlar o kadar hızlıdır ki, bunu çalanlar insan olamaz dersiniz. 

Master of the wind; Oldum olası balladları pek sevemedim, Manowar olsa bile. Bu da öyle bir parça. Tek özelliği güzel bir melodi ve temiz vokaller. Yani power ballad falan dinlemek istesem, 
nothing else matters, belki unforgiven dinlerim, olmadı açar Scorpions veya. Kısacası, pek keyif vermiyor.

28 Nisan 2015 Salı

THE LORD OF STEEL

MANOWAR


Manowar 'ın 2012 tarihinde çıkardığı ustalık eseri ve şimdilik yeni parçaların çalındığı son stüdyo albümü.


The lord of steel 'de, yani daha ilk şarkıda Kings of Metal günlerine geri dönmüş bir Manowar karşılar sizi. Çok daha sert, Joey de Maio 'nun etkisini tümüyle hissedip neden kendi janrının en önemli bas gitaristlerinden birisi olduğunu kanıtladığı bir şarkıdır bu. Karl Logan öyle bir girer ki parçaya, başınıza geleceği anlarsınız. ve ardından benim en beğendiğim Manowar davulcusu Donnie Hamzik 'in vuruşları. Evet, şov Karl Logan 'ın muhteşem gitarıyla başlar, ardından Hamzik 'in muhteşem zil oyunları, arkada beyninizde yankılanan De Maio' nun bas gitarı bütün şarkı boyunca neredeyse solo çeker. Peki Eric Adams? 60 yaşını geçmiş olmanın olgunluğuyla, eskisi gibi çığlık çığlığa değildir Adams 'ın vokali artık, neredeyse brutal vokale kayacağını düşündüğünüz sertliktedir, ta ki şarkının sonunda, o tiz çığlıktan iki kuble duyuncaya kadar. rahatlarsınız bir anda, yarı tanrının sesi hala durur yerinde. 

Karl Logan 'ın Ross the Boss 'un blues kokan hareketlerini hatırlatan gitar sololarıyla bezediği, arkada De Maio şovun dibine kadar devam ettiği, Kings of Metal 'den fırlamış gibi duran Manowarriors 'da dua edersiniz, arkada duyduğunuz çığlıkların geçmiş kayıtlardan değil de, günümüzden gelmiş olması için. 

Born in a grave her ne kadar ortalama bir parça olsa da gene Kings of Metal albümünden kopup gelmiş havasıyla konsepti bozmaz. İstemsizce headbange devam edersiniz de, arkada gene de Maio ağırlığını duymamak elde değildir. 

Tamamen bas gitarla sürüklenen Righteous glory albüme ballad kontenjanından girmiş, iyi ki de girmiş bir parça. Gene son derece temiz, yaşın getirdiği ağırlıkta ve tonda ama şarkıya çok yakışan bir vokalle, Black Sabbath esintilerini çok net hissedeceğiniz, bu nedenle de Joey de Maio 'nun parmağı olduğunu tahmin edebileceğiniz Righeous glory, Manowar balladlarından pek hoşlanmayan benim en sevdiğimdir, çok sağlamdır, arka arkaya dinlenesidir. De Maio demek istiyorum gene, o kadar ön plandadır ki bas gitar... 

Touch the sky, fazlasıyla rock kokan bir parça, Manowar 'ın en başarısız dönemi diyebileceğim Fighting The World döneminden çıkmış gibi. Fazla ritmik, olmasa da olurmuş diyebileceğim, tek keyifli yanı Eric Adams 'ın melodik vokali olan bir parça. 

Black list başladığında " ne oluyoruz " tepkisi verebilirsiniz. En ayrıksı Manowar albümü The Triumph of Steel havası kokladığınız, sanki Joey de Maio 'nun ne büyük adam olduğunu iyice anlayın diye yapılmış bir parça. Joey de Maio kişisel şovunu yapar, gitar, davul ve vokal ritm tutar. Logan bu sefer slahvari bir soloyla karşılar sizi, karşınızda hayvani hızıyla sizi ağzı açık bırakan Logan yok artık , anlayın der gibi, her telden çalabilen bir gitar olduğunu black listte kafamıza iyice sokar Logan. Tüm bunlar arasında, ritme kaptırmışsınızdır kendinizi elbetteki... 

Expendable bir Anthrax şarkısı deseler inanırım açıkçası. Joey de Maio 'nun kişisel şovunu en az gösterdiği, yerini Logan ve Hamzik e bıraktığı, Eric Adams 'ın sesinin yaşıyla doğru orantılı ne şekle büründüğünü en net anlayabileceğiniz şarkı. Ama dediğim gibi Anthrax coverı deseler inanırım. 

El gringo aynı adlı filmde de kullanılan, bildiğimiz Manowar kalıplarında bir şarkı, vokalin sürüklediği güçlü bir ritm. Kings of Metal günlerinden çok farklı olmamakla birlikte, arkada Joey de Maio 'nun yaptıkları gene dudak uçuklatıcı demek istiyorum, arkadaş yer yer gene solo çekiyor Jack Bruce ( yada daha net bir örnek vereyim John Paul Jones gibi ). 

Annihilation, gene çok özelliği olmayan, Manowar standartlarında, çift vokal sayesinde yer yer Eric Adams vokalini tartabileceğiniz, ancak tüm albüme hakim Joey de Maio şovunun elbetteki devam ettiği, arka planda yine bas gitar solosu dinleyebileceğiniz, her şeyin yerli yerinde olduğu, hiç de fena olmayan bir gitar solosuna sahip, formüle sadık kalınarak hazırlanmış bir parça. 

Hail kill and die, albümün son parçası olmakla birlikte, gücü hissettiğiniz, gene Kings of Metal günlerinden gelen, Logan 'ın standart sololarıyla bezediği, de Maio 'nun bu sefer rahat durduğu, koronun en fazla duyulduğu, bu nedenle de standart heavy metal formülü taşıdığı kadar, Manowar formülünü de sergileyen bir parça. 

The lord of steel, son derece temiz kaydedilmiş ve daha önceki Manowar albümlerinden en büyük farkı, Joey de Maio 'nun ustalık eserim diyebileceği, bas gitarı son derece rahat takip edebildiğiniz bir albüm olmuş. İşin güzel tarafı, de Maio önemli bir bas gitarist ve ne kadar götü açıkta bırak deri pantolonlarla gezen bir adam olsa da, Black Sabbath 'la çalışabilecek yetenekte ve müziği bilen bir adam. Bu nedenle albümde yaptığı hiç bir şey soundu baltalamıyor. Kişisel yeteneğini, parçalarda adeta solo atarmış gibi bas gitar çalarak gösteriyor. 


Albümün özellikle ilk yarısında Donnie Hamzik ne kadar iyi bir davulcu olduğunu kanıtlıyor. Benim açımdan albümün en tatmin edici yanlarından birisi bu. Kesinlikle Hamzik için bile açıp dinleyebileceğim parçalar var. Karl Logan çok sevdiğim bir gitarist olmamakla birlikte, Ross the Boss u anımsatan, arada sevdiğim işler yapmış. Gene de bu adamda ruh eksiği olduğunu düşünüyorum, ya da de Maio ona o ruhu gösterecek altyapıyı sağlamıyor. 

Ve Eric Adams. 60 lı yaşlarda bir adam için sesi hala tanrısal. Evet ilk yıllarda ki tonlarda değil ama hala işini iyi yapıyor ve hala dünyanın en iyi heavy metal vokalistlerinden birisi ve hala sesinin potansiyelini gösterebiliyor.