çizgi roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çizgi roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2016 Pazar

JUSTICE LEAGUE VOL. 3: THRONE OF ATLANTIS

Justice League Cilt 3: Atlantis Tahtı


YKY, Adalet Takımı ciltlerini yayımlamaya devam ediyor. Serinin 3. cildi de Atlantis Tahtı adını taşıyor ve tahmin edilebileceği üzere ana hikaye Aquaman ile ilgili. 

Cilt,  iki bölümden oluşan "the secret of the cheetah"ile başlıyor. Bu hikaye, Wonder Woman 'ın. Cheetah 'ın varlığı dışında hikayenin dikkat çekici yanı muhtemelen Wonder Woman ve Superman arasındaki ilişkinin alevlenmesi. ufak bir Smallville ziyareti dahi yapıyor ikili. 

Atlantis Tahtı ise 5 bölümlük bir hikaye. Arka planında, hiçbir şeyden haberi olmayan Aquaman 'ı tekrar Atlantisin kralı yapmak için kurgulanmış bir planın sonunda, Atlantis 'in yeryüzüne çıkıp Gotham'ı dümdüz etmesi işleniyor. Genel manada, krallığı kardeşi Orm 'a bırakan Aquaman 'ın bu kuşatmayı durdurmak için Justice League ile beraber tekrar bir araya gelip çalışmasını okuyoruz. Atlantis tarafından Wonder Woman, Batman ve Superman 'ın tutsak edilmesiyle birlikte, özellikle de Hawkman 'ın başını çektiği diğer süper kahramanları da (Black Canary, Firestrom vs.) savaş meydanını şenlenirken, maceranın top noktası kardeşi Orm 'u savaş meydanında dize getiren Aquaman 'ın Atlantis ordularını durdurmak için, hiddetle "ben sizin kralınızım" nidalarını atmaya başladığı an oluyor. 

Hikayenin içinde, Aquaman tacı neden kardeşine bıraktığını da, gene kardeşi Orm 'la savaş meydanında dövüşürken açıklıyor: 
...bir kardeşim olduğunu keşfettiğimde senin kadar ben de sevinmiştim. Artık yalnız olmadığımı hissetmiştim.gerçek bir liderin hayatı budur.Bu yüzden tacı hiçbir zaman istemedim. 
Cilt içerisinde bir de Superman ile ilgili en büyük geyiklerden birisine yanıt veriliyor. Malum, sadece bir gözlük sayesinde kimliğini nasıl saklamayı başardığı hep bir muamma olmuştur Superman 'ın. İşte, bu soruya şöyle bir cevap veriyor Superman' Wonder Woman ile birlikte bir yemek yerken: 
-Eh, sanırım bize baktıkları çoğu zaman ya uzaktan ya da yer seviyesinden bizi görüyorlar. daha önemlisi, insanların hiç öyle düşündüğünü sanmıyorum yani...
-Aralarında saklandığımızı mı?
-Hayır saklanmak değil. Bence coğu insan Justice League dışında bir hayatımız olduğunu düşünmüyor. 7 gün 24 saat Superman ve Wonder Woman olduğumuzu sanıyorlar. 
 Her ne kadar tatmin edici bir cevap olmasa da idare eder. Bir anektod da, gizli kimliğine dair: 
-Her şey Smallville 'de başladı. İşte tam bu odanın içinde Clark Kent kimliğini bütünüyle bırakmayı düşündüm. Ama Clark Kent olmayı seviyorum. Olduğum kişiyi, ailemi seviyorum. Böyle olunca aklıma çifte kimlik fikri geldi. Bruce 'un yaptığı gibi bir maske takmayı düşündüm. Ama her ne kadar yakın olsak da Batman 'ın hedefi benimkinden farklı bir şey. Kötülerin benden korkmasındansa, iyi insanların bana güvenmesinin tercih ederim. Bunun için senin gözlerini görebilemeleri gerekir. Dolayısıyla maskeyi Superman değil, Clark Kent takıyor...
Savaş meydanlarında geçen hikaye tatmin edici, yukarıda örneklerini verdiğim bir iki anketod da ilginç kılıyor akışı. Özenli ve dikkat çekici grafik kalitesi de, cildi, en azından Atlantis Tahtı hikayesini başarılı kılıyor.  

27 Temmuz 2016 Çarşamba

BATMAN: THE MAN WHO LAUGHS

BATMAN: GÜLEN ADAM


Batman ve Joker tanışıyor


Ed Brubaker tarafından yazılıp, Doug Mahnke tarafından çizilmiş ve 2005 yılında yayımlanmış, türkçeye JBC Yayıncılık 'tan çevrilmiş çizgi roman.

Batman ve Joker' in ilk ortaya çıkışını gene bir dedektiflik hikayesi üzerinden anlatır. 

Joker haliyle son derece psikopat bir profil olarak ortaya çıkmış da, çizgi romanın güzel tarafı, atmosfer de en az Joker kadar karanlık (haliyle). Sık sık Batman / Wayne ve Gordon 'un iç sesleri ile sürüklenen çizgi romanda çizimler harika ve yaratılan atmosferle uyumlu. 

Joker ne kadar iyi resmedildi ise, Batman da o kadar çirkin. Gördüğüm en çirkin Batman tanımlamasından birisi, bazı karelerde aklıma Beaves and Butthead geldi. Türkçeye çevrimden kaynaklı komik bir ayrıntı; hikayenin bir yerinde Joker 'in ne yaptığını çözmek için araştırma yapan Wayne 'in yolu "Gotham Tapu Kadastro" ya düşer. evet çizgi romandaki karelerden birisinde böyle bir tabela görüyoruz...


Son söz olarak, okuduğum en etkileyici ve karanlık kısa hikayelerden birisi. Son derece başarılı bir Joker ortaya çıkmış ve atmosfer sürükleyip götürüyor hikayeyi.

16 Mayıs 2015 Cumartesi

JUSTICE LEAGUE: THE VILLAIN'S JOURNEY


İlk cilt gibi gene YKY tarafından türkçeye çevrilen, DC Comics Justice League serisinin ikinci cildi. 

İlk tanışma faslı birinci ciltte tamamlandığı için daha derin mevzulara giren ( bunda cildin kötü karakteri David Graves 'in ince kurgulanmış planının da büyük payı var ) bir hikaye sunuyor. 

Yarı tanrı gibi görünen süper kahramanlarımızın da zayıflıkları olduğu vurgusu yapılarak insani yönleri gösterilmeye çalışılmış, bu sayede okuyucuya karakterleri daha iyi anlama şansı verilmiş. En dikkat çekici olan ise hikayenin sonunda Superman - Wonder Woman ilişkisi için çizilen imaj. Karakterlerin kendi aralarında ki takım olma kavramı üzerine de kafa yordukları hikayede, süper kahramanlara verilen halk desteği ile, olan bitene müdahil olma isteğinde bulunan ve halk tarafından başarısızlıkları nedeniyle ( ekonomi, eğitim vs. gibi nedenlerle ) artık kendi görevlerini dahi Justice League 'e bırakmaları temennisinde bulunulan hükümette yer buluyor. 

Ciltte karşılaştığımız tanıdık DC karakterlerinden birisi de, kendisini gruba dahil ettirmeye çalışan Green Arrow, her ne kadar reddedilse de. Tabi bu gruba dahil olma isteğinin nedeni, işlere müdahil olmaya çalışan hükümetin, gruba başka bir grup üyesi daha sokma çabası. 

İlk denemesinde Green Lantern 'den şöyle bir karşılık alıyor hatta Green Arrow. : 
" takımda adında green olan biri zaten var. ismini blue arrow olarak değiştir, o zaman bakarız "
hatta Batman 'ı göstererek bu isteği şöyle yorumluyor : 
" hiç bir gücü olmayan adamımız zaten var. Batman bileğini falan burkarsa seni ararız " 
Bu sefer elimizde ilk cildin aksine daha derin ve mistik bir hikaye, biraz daha az aksiyon ama çok daha iyi bir kurgu bulunmakta.

JUSTICE LEAGUE: ORIGIN



Justice League 'in, Darkseid 'in şehirleri işgali sonrası ilk kez bir araya gelişini ve buna paralel Cyborg 'un ortaya çıkışını ve yaşananlar sonrası insanların süper kahramanlara bakışının nasıl değiştiğini anlatan bir hikaye sunuyor. 

Flash 'ın ilk etapta nedense " süper yedili " diye adlandırdığı ve Superman, Batman, The Flash, Aquaman, Wonder Woman, Green Lantern ve Cyborg 'dan mütevellit grubun ilk macerasını anlatan cildin çizimleri başarılı olmakla birlikte hikaye aksiyon açısından tatmin etse de, derinlik olarak pek aradığınızı bulamıyorsunuz. Elbetteki bunun nedeni, bazılarının birbirlerinin varlığından dahi ilk kez haberdar olan süper kahramanların bu tanışma faslı ile birlikte Darkseid 'e de karşı koymaya çalışması ve tüm bunların tek bir ciltte verilmeye çalışılması. Eldeki hikaye tek bir ciltte değil de, en azından aynı kalınlıkta iki cilde sığabilecek bir arka plana sahip. Kaldı ki, Cyborg un da ortaya çıkış ( doğuş ) hikayesi veriliyor aynı kitap içerisinde. Elbette, bu kadar fazla kahramanın, arka planlarına inilmeden hikayenin anlatılmaya çalışılması gerekliliği de, bir noktada eksiklik hissettiriyor. 

Bunlara ek olarak özellikle Green Lantern etkisiyle tatlı bir mizah havası var cildin. 

Komik kontenjanından grupta öne çıkan Green Lantern dışında grup içinde göze çarpan karakter elbette ki Batman. Diğer karakterlerin aksine süper güçleri olmaması nedeniyle bir şekilde karizması ve liderlik vasıfları ile kendini belli ediyor ve bu özelliği ile, Superman 'ın peşinden giderken, Green Lantern gibi kahramanlık gösterilerini kendini ispat amacıyla gerçekleştiren alaycı bir karaktere dahi gruba kısa süreli de olsa liderlik etme ve toparlama vasfı yükleyebiliyor. 

Green Lantern bu duruma batman 'le diyalogları esnasında söyle değiniyor: 
" senin süper gücün ne peki? psikoanaliz mi? " 

Grup içerisindeki misyonuna tekrar değinmek gerekirse Batman 'ın, ekibin ilk dörtlüsü terk edilmiş bir gazete matbaasında bir araya geldiklerinde birbirlerini tartıp güçleri hakkında ve bununla ilişkili olarak karşılaştıkları durum ile ilgili olarak ne yapabileceklerini konuşurken Flash şöyle bir soru soruyor Batman 'a : 
-sen ne yapabilirsin batman?
-konuya odaklanmamızı sağlayabilirim. 

Batman 'le ilgili öyle bir yorumu var Green Lantern 'in, ona da bu noktada değinmek gerek: 
" Batman kıl herifin teki " 

Green Lantern ve Batman 'in, Superman ile ilk karşılaşmaları da dillere destan aslında. Birbirlerini anlamayıp kavgaya tutuştukları sırada, Batman hakkını şöyle veriyor Superman 'ın: 
" onu durduramazsın Lantern. Çok güçlü. Çok hızlı " 

Flash 'da bu kapışma esnasında Lantern 'in yardım isteği ile gruba dahil olmakta. Lantern 'ın yardım isteği, Flash ile aralarında şöyle bir diyaloğa sahne oluyor : 
-sana gerçekten ihtiyacım var dostum
-Metropolis 'te yedinci cadde ile ana caddenin kesiştiği yerdeyim, ee yedinci ve Broadway 'ın kesiştiği yer.
-konuşan kim? (arkada Batman bir şeyler anlatıyor, Flash bu sesleri duyuyor )
-Batman yanımda
-Batman gerçek mi?
-evet ve çok gıcık bir herif
-yine ne yaptın?
-hiç bir şey yapmadım
-sen her zaman bir şeyler yaparsın
-kavgayı ben başlatmadım
-ne kavgası?
-ee ben ve Batman, Superman 'a karşı
-Superman 'mı? manyak mısın?.... 

Kıssadan hisse, özellikle Lantern 'in mizah dolu karakteri ile güldürüp, aksiyonu ile kendini bir kerede okutan, çizim konusunda tatmin edici ve koleksiyonluk koca bir cilt origin. 

YKY ( Yapı Kredi Yayınları ) tarafından türkçeleştirilmiş ve ikinci cildi de piyasaya çıkmış durumda.

15 Mayıs 2015 Cuma

DEADPOOL KILLS THE MARVEL UNIVERSE

DEADPOOL


Adından da anlaşıldığı gibi Deadpool 'un Marvel evreninde kim var kim yok temizlediği macera. 

Neden yapıyor bunu sorusu, cevabı en zor verilecek soru belli ki. Durumu, çizgi roman evreninde bir karakter olduğunun farkında olan ( 4. duvarı yıkmış durumda yani, aslında kendisi bunu dans eden, aşık olan, ölen, acı çeken birer kukla olmak olarak tanımlamakta ) tek kahraman olmasıyla ilişkilendirebilmek mümkün. 

Deadpol 'un biraz da tüm karakterleri ortadan kaldırırken kendi adına sarf ettiği " asla var olmamış olmayı istiyoruz " cümlesi aslında biraz yol gösterici olabilir, onun bu eğlencesine ışık tutmaya çalışırken. Kendisi ile birlikte diğer karakterlerinde popüler kültürdeki durumuyla ilgili sıkıntısı var belliki ve bu uyuz olma durumu yönlendiriyor biraz da onu. 

Deadpool 'un dünyayı her anlamda olduğu gibi görüyor olması ve kaos un bildiğimiz dünyanın süregelen parçası olması da eklenince eldeki verilere, onun gibi bir karakter için neden aramaya gerek kalmıyor aslında. Kaos derken, zaten çok korkmuş bir toplumun, en büyük korkuları gerçek oluyor bir manada. 

Çizgi romanlarda karşılaştığım suç ve kaos kavramlarında, kafamdaki referans hep Nolan 'ın Dark Knight 'ta yarattığı Joker oluyor aslında, burada da belirtmek gerek. Aslında, suçun, belki de kötülüğün hayatın doğal parçası olma durumu, normal bir davranış olarak kavranması gerekliliği, farklı bir yorumla olsada, Deadpool 'un karakterinde de kendini gösteriyor.

Kısacası, bizi akıl hastanesinde deli gömleği ile karşılayan ve Örümcek Adam 'ın " şu geveze kahraman olayını da benden çaldın zaten.. " dediği ( ironiye dikkat ), " geveze " deadpool 'un deli olduğunu düşünmek ne kadar normal olsa da, 4. duvar farkındalığını göz önüne aldığımızda misyonuna anlam vermemek mümkün değil, "neden" sorusuna cevap vermek zor olsa da. 

Çizgi roman oldukça kısa, çizimler tatmin edicilikten uzak ve özensiz görünmekte. Ortada her ne kadar eşsiz bir fikir olsa da, eldeki kitap vadettiğini verebilmekten uzak. Bunun ana nedenlerinden birisi de aslında kısalığı muhtemelen. Örümcek Adam, Wolwerine, Thor ve Hulk dışında akılda kalıcı bir karşılaşma olmamakla beraber ( evet Avengers 'a düzenlenen saldırı da zekice kurgulanmış anlara sahne oluyor az buçuk ) insan tüm Marvel evreninin bu kadar kısa zamanda yüzüstü biçilmesini -en azından bir kere olacak bir olay olduğundan- tadına vara vara okumak istiyor. Kaldı ki, değinilen karakter mücadeleleri bile pek tatmin edici değil, Örümcek Adam belki biraz... 

Deadpool 'un çizgi roman karakteri farkındalığı arada keyifli okumalara yol açıyor. Gerçekten işini bitirirken gördüğümüz ilk kahraman olan Örümcek Adam ile olan mücadesi mesela, bahsettiğimiz farkındalığa yaptığı vurgu etkileyici ve bulunmak istenirse, aranan amaca da ışık tutucu: 
- Senin gibi olmadığım için şanslısın. yaptıkların yüzünden seni öldürmediğim için çok şanslın
- Öyle mi? İsteseydin bile, karakterden çıkmana izin verirler miydi sanıyorsun? 

Öldürdükleri arasında yok yok, ancak sıra Wolwerine 'e gelene kadar Deadpool 'un çizgi roman dünyasına getirdiği aldatıcı eleştiri de vurucu olamıyor. Deadpool 'un gerçekten en fazla ciddiye alınacağı, yada alınmaya başlanacağı an :
"ölümün kıyısından geri dönmeye olan eğilimin, iyileşme özelliğin ile alakalı değil. senin mutant gücün rejenerasyon değil, popülerlik
kelimelerini wolwerin'e sarf ettiği anlar sanırım. 

Çizgi roman - gerçek dünya arasında ki bağlantıya Deadpool tarzı dokunuş yapılan çizgi romanın sonu da eğlenceli olmakla beraber, ihtiva ettiği hikaye itibarı ile koleksiyonluk olmayı hak ederken, aynı durumu çizim kalitesi için söylemek zor söz konusu cilt için. Birde hikaye ile ters orantılı uzunluğu sıkıntı olmasa, aslında adından daha büyük bir efsane olabilirmiş, çünkü şu haliyle bütün olarak değil, isim olarak hatırlanabilirliği var. 

Deadpool: killogy serisi 1 ( deadpool killogy ) olarak da numaralandırmış Türkçe 'ye çeviren JBC Yayıncılık. Devamında Killustrated ve Deadpool Kills Deadpool geliyor, ki hepside Deadpool Kills Marvel Universe gibi dört sayılık mini seriler.

27 Nisan 2015 Pazartesi

THE CITY OF OWLS

BATMAN


...atalarım yarasaları öldürmek için baykuşları kullanmış.
baykuşlar her yerde.
ama unuttuğum bir şey var ki o da şu...
baykuşlar gider gitmez yarasalar geri dönmüş.
evet işte şimdi hatırlıyorum
yarasalar aslında yalnızca mağaranın derinlerine saklanmış.
en karanlık bölgelere...
baykuşların dayanamayacağı yerlere.
ve yarasalar geri dödüğünde...
....amaçları intikammış. 

The City of Owls, yani Baykuşlar Şehri, JBC Yayıncılık tarafından Türkçe 'ye çevrilen serinin ikinci kitabı.  

İlk cildin kaldığı yerden devam ettiği için, çizgi romanın girişinde yer alan özetin özeti, her iki cildinde değindiği noktaların üzerinden geçmek adına yeterli olacaktır : 

  • Kuşkuları olmasına rağmen, Batman daha önceki araştırmalarında gizli bir örgütün Gotham 'a hükmettiğine dair herhangi bir kanıt bulamamıştı. Ta ki Baykuşlar Divanı 'nın efsanevi suikastçisi Talon, Bruce Wayne 'i belediye başkan adayı Lincoln March ile görüşmesi sırasında öldürmeye çalışana kadar. 

  • Batman, geçmişi 19. yüzyıla dayanan divanın Wayne ailesine ait binalarının gizli koridorlarına saklanmış yuvalarını açığa çıkardı. Daha sonra Talon, Batman 'ı yakaladı ve divanın sadist eğlencesi için onu bir labirentte avlamaya çalıştı. 

  • Batman divanın labirentinde kapana kısılmışken, baykuşlar ve Wayne ailesi arasındaki uzun süreli rekabetin ipuçlarını da keşfetti. Talon 'la giriştiği yorucu savaş sonra neredeyse canına mal olan bir firar gerçekleştiren Batman, düşmanına bahşedilen iyileşme yeteneklerinin de sadece soğukla kontrol altına alınabildiğini ve kullanılan diriltme yönteminden kaynaklandığını anlıyordu. 

  • Bundan sonrasında da divan tüm gücüyle saldırıya geçiyordu. Geçmiş nesillerin de aralarında yer aldığı tüm pençeleri uyandırarak onları Gotham 'a saldılar ve ilk durakları da Wayne malikanesi olacaktı. 


Hikaye buradan itibaren devam etmekle birlikte, Batman dostları ile birlikte, divanın Gotham 'a saldığı suikastçilerin elinden yaklaşık 40 kişilik kurban listesinde isimleri bulunan kentin ileri gelenlerinin hayatını kurtarmaya çalışır, kendi hayatıyla beraber. 

Asıl büyük düşmanı ise, bu suikast listesine kendi adını ekleyerek ölen, sonrasında divanın yöntemleriyle hayata tekrar dönen ve hakkı olduğunu düşündüğü mirası geri almak için batman 'la yüzleşen Lincoln March 'tır. 

Kitapta, Wayne ile ilgili çok önemli bir detay verilmekte, ki bu da bir kardeşi olduğu. Ancak, annesi çocuğa hamileyken bir trafik kazası geçirir ve kaza sonrasında ancak bir gün yaşayabilen Bruce 'ın kardeşi hayatını kaybeder. Hikayenin bu kısmı akıllıca bir şekilde Baykuşlar Divanı ve Lincoln March 'a bağlanıyor ve ilerisi için doğabilecek kuşkuları su yüzünde bırakıyor.

Gene son derece karanlık, muhteşem kurgulanmış, aksiyon dozu son derece yüksek bir hikaye. İlk cildi de kaliteliydi, ancak bu hikayenin de gelişmesi ile ilkinden de fersah fersah öte bir çizgi roman. Çizim kalitesi son derece yüksek, ilk ciltte ufak tefek rahatsız edici detaylara takılmıştım, ancak belkide alışkanlık nedeniyle bu kez böyle bir sorun çıkmadı. Kısacası hikaye, kurgu ve aksiyonla olduğu kadar, çizgi kalitesi ile de şu anda piyasada ki en iyi çizgi romanlardan birisi. 

Gotham 'ın da hikayenin geri planında ki önemli aktörlerinden birisi olduğunu söylemek lazım. Baykuşlar Divanı ve Gotham 'ı şöyle bir birine bağlıyor Bruce Wayne, Talon 'la yaptığı çarpışmadan çıktıktan sonra, malikanesinde ki kent maketinin önünde dinlenirken : 

" her zaman şehri tanımanın en iyi yolunun yere yakın olmak olduğuna inanmışımdır.
kaldırımdaki çatlakları, ayakkabının altında hissetmek...
karlar altındaki parkın o garip ışıltılı sesizliğini...
üçüncü cadde üzerinden geçen trenin tıslayarak saçtığı kıvılcım yağmurunu...
gecenin geç saatlerinde göz kırpan trafik ışıklarını.
ne kadar yanılıyor olduğumu ancak geçen bir kaç hafta içerisinde anlayabildim.
çünkü artık biliyorum ki tüm hayatınızı gotham'ın derinliklerinde, onu içeriden tanımaya adayabilir...
...ve hakkında yine de hiçbir şey öğrenemeyebilirsiniz. "
Batman 'ın, Baykuşlar Divanı ve kendi geçmişine ışık tutan sözleriyle bitirelim : 
" büyük dedektif Henri Ducard, bir keresinde bana bazen bir olayın üzerindeyken bir hisse kapıldığıdan söz etmişti...
Birdenbire parçaların yerine oturduğu ve aradığın cevabın gözünün önünde oluşmaya başladığı anda hissettiğin bir şey.
Ducard bu hissi “hatırlamak” olarak nitelendirdi. yeni bir şeyin keşfi değil de başından beri bildiğin bir şeyi hatırlamak gibi. Gözünün önünde olan bir şeyi.
Ducard bu hissin, aradığın cevabı bulmak için en iyi gösterge olduğunu söylemişti. "


THE COURT OF OWLS

BATMAN




Gotham, Batman ‘in şehri. Hikayede bir kaç kez buna yapılan göndermeler var, ancak işin aslının öyle olmadığı, Bruce Wayne ‘nin Gotham 'ı baştan yaratma projesinin ortaya çıkması ile kendini belli ediyor. Hikaye biraz bu iktidar mücadelesinin çevresinde dönüyor aslında, Batman ve onu ortadan kaldırmak için alışılmamış yöntemleri olan Baykuşlar Divanı isimli, Batman ‘ın yıllarca gerçekliği hakkında masallar duyduğu ama gerçekliğini kanıtlayacak delillere hiç bir zaman ulaşamadığı undergorund bir suç örgütü. Court of Owls, Batman ‘in bu örgüte karşı verdiği savaşın anlatıldığı hikayenin ilk cildi.

Türkiye 'de JBC Yayıncılık tarafından yayımlanan cildin Türkçe adı " Baykuşlar Divanı ". 

Batman, DC ‘nin bir diğer amiral gemisi Superman ‘a nazaran hep daha karanlık resmedilmiş bir karakter ve bu durum değişmiyor. Gene nefis bir atmosfer yaratılmış ve son derece karanlık bir Gotham ( gerçek anlamda underground bir kötü söz konusu olması ekstrası olmuş ) ortaya konmuş. Çizimler, çinileme, renklendirme on numara. Hikaye güzel ve kurgu da buna paralel kusursuz. Çizimleri yapan Greg Capullo, alemin en karanlık karakteri Spawn ‘ı da çizmiş bir zamanlar, ki benzer bir hava var Batman’ de de. Fakat tekrar belirteyim, hikaye ve kurgu da muhteşem, insan bırakamıyor okumayı, yani sürükleyicilik açısından hiç bir problem yok. 



Hikayenin ilk cildi olduğu için biraz giriş olmasından kaynaklı, ne Baykuşlar Divanı, ne de Batman hakkında çok fazla bilgi sahibi olamıyoruz, arada özellikle Gotham ve Bruce Wayne ‘in sülalesi hakkında ufak tefek bilgiler veriliyor, ki Baykuşlar Divanı ‘nın ilk derdinin Bruce Wayne ‘i öldürmek olması ( ki burada ki ince nokta ikinci ciltte açıklığa kavuşuyor daha fazla ) ve  okurken anlaşıldığı kadarıyla Batman ‘i sadece bu uğurda aşılacak bir engel olarak görmesinden dolayı, sonraki ciltlerde özellikle Bruce Wayne özelinde çok daha fazla bilgi vereceği anlaşılıyor hikayenin. 


İlk cildin en güzel taraflarından birisi de, Batman hayatının en sağlam dayaklarından birini yiyor ve muhtemelen tüm maceraları içinde en büyük psikolojik savaşını veriyor. 

ROGUES REVOLUTION

THE FLASH


Özgün adı The Flash - Volume 2: Rogues Revolution olan, The New 52 dahilinde yayınlanan The Flash serisinin #9-12, #0 ve annual #1 arası sayılarını içeren, yakın zamanda Arka Bahçe Yayınları tarafından türkçeleştirilmiş serinin ikinci cildi.

İlk cildin kaldığı yerden devam ediyor çizgi roman. İlk kitaptaki hikayeyi özetlemek gerekirse :

  • The Flash, zamanda kaybolan Iris West ve diğer üç kişiyi kurtarmak için sürat kuvveti ( speed force ) denen bir yerde koşmuştu, 
  • Ancak kaybolan kurbanlar yerine Turbine ( Türbin ) adında akli dengesini yitirmiş bir ikinci dünya savaşı pilotu bulmuştu. Bununla birlikte kendisi yüzünden olduğunu sandığı zaman gediklerinin sorumlusunun da Türbin olduğunu anlamıştı, 
  • Güçlerinin uzay ve zamanın sürat kuvveti içerisinde ki ileri geri hareketi sonucu biriken enerjiden geldiğini öğrenmişti. 

Tüm bunlardan sonra, sürat kuvvetinden çıktığında ise goril şehrinin ortasına düşmüştü... 

İşte ikinci cildin ilk bölümleri bu goril şehrinde yaşananları ve oradan çıkışını anlatmakta The Flash 'ın. 

Ciltteki ilginç ayrıntılardan birisi, The Flash 'ın Central City 'den ayrılıp Keystone City 'ye geçmesi ( Gotham 'daki Suç Geçidi 'nden sonra metrekare başına en çok suçlu oranına sahip semte sahip yer olarak tanımlanıyor macerada ) 

Albümde Flash 'ın geçmişiy ile ilgili ve birbiriyle bağlantılı iki önemli ayrıntı hakkında bilgi sahibi oluyoruz. İlki Flash 'ın annesini kaybettiği ve babasının tutuklandığı günün onun gözünden anlatıldığı kısım. İkincisi ise The Flash 'ın, cinayetten hüküm giyen babası ile ilişkisi. 

Bu arada ciltten, The Flash ile ilgili öğrendiğimiz detaylardan birisi de, zihnini boşaltmak ve her şeyin değiştiğini hatırlamak için, küçükken babası ile hız yarışlarını izlemek için gittiği, hız rekorlarının kırıldığı Utah Bonneville Tuzlası 'nda koşup adrenalinin tavanına vurduğu. 

İlk ciltte karşımıza çıkan Türbin ile gene karşılaşıyoruz, kısa bir süre olsa da, hikayesinin gene tamamlanmamasından anladığımız ilerideki ciltlerde de karşımıza çıkacağı. İlginç bir karakter olması açısından güzel bir ayrıntı bu da. 

Ciltte Rogues çetesi ve geri plandaki hikayeleri de anlatılıyor. 
Trickster, Heatwave, Mirror Master, Captain Cold, Weather Wizard, Glider karşımıza çıkan karakterler. 

Dr. Darwin Elias 'ın, Flash 'a kaybetmekten sıkılan Captain Cold 'a şartları eşitleyecek bir yol sunması ile, Rogues üyelerinin güçlerini nasıl kazandığını öğreniyoruz. Plana göre, gnom bağlayıcı ile silahlarının güçlerini kendileri ile birleştirmek için dnaları yeniden yazılacaktır çete üyelerinin, ancak beklendiği gibi gitmez işler ve bir kaza olur. Kaza sonucu Rogues üyeleri güçlerini kazanır ama beklenmedik şekillerde. Örneğin Mirror Master, "ayna dünya"ya hapsolur, ama o dünyada istediği her şeyi yapabilir... 

Çizgi romanın en keyifli yeri, Flash 'ın Rogues ile kapıştığı, aksiyonun tavan yaptığı bölümler. 

Vs. the rogues adında, 5 bölümden oluşan macerada her bölümün çizeri farklı bu arada. Bununla birlikte cilt geneli Francis Manapul tarafından çizilmiş ve gene çizgi roman ilkinde ki gibi enfes renklendirme ve çizimlere sahip 

17 Ocak 2015 Cumartesi

MOVE FORWARD

THE FLASH 


Francis Manapul ve Brian Buccellato tarafından yazılıp çizilmiş, new 52 dahilinde 1 – 8 arası aylık serinin toplandığı ve 2 ana hikayenin anlatıldığı cilt. Türkçe’ ye Arkabahçe yayınlarından ( flash cilt 1 ileri ) adıyla çıkmış. 
Tam adı The Flash vol 1: move forward 

Doğrusu bu kadar kaliteli bir çizgiroman beklemiyordum, hikayeler bir yana çizimler o kadar muhteşem ki, uzun zamandır göz zevkimi bu kadar okşayan bir çizgi roman okumamıştım. Gereksiz tek bir çizgi / tarama olmadan, Flash ‘ın o ferrari kırmızısı kostümü her karede o kadar arka planlardan koparılarak ve derinlik katılarak renklendirilmiş ki, modellemeler o kadar kusursuz ki, cildi bitirdiğimde okuduğuma çizgi roman değil, sanat eseri diyesim geldi. Özellikle Manapul ortaya kusursuz bir iş çıkartmış belli ki. Ciltte Mob Rule, Captain Cold ve Turbine ile karşılaşıyoruz, ki Mob Rule ‘un hikayesi hiç de fena değil ama tek tek değerlendirmekten ziyade hikayelerin speed force ‘u kavramaya çalıştığımız, Turbine ile karşılaştığımız; Flash ‘ın hızlı koşabilmek için speed force ‘dan faydalandığını, bir adım öncesinde zihninin de faydalanabildiğini kavradığı ve uzay – zaman kavramları içinde yapabildiklerini gördüğümüz hikaye bütünü çok daha kafa yorucu:

Flash ışık hızına yaklaştığı her defasında speed force birikimine, zamanda gedikler oluşturduğuna ve tarih boyunca nesneleri rastgele zamandan çeken yada atan vortexler yarattığına, bir adım ötesinde nesneleri zaman ve uzaydan rastgele çekecek, tüm varoluşu yok edecek bir solucan deliği yaratacağına inanmakta.

Tüm bunları çözmek için kendisini speed force içine hapseder ve burada sıkışmış olan Turbine ile karşılaşarak aslında koca bir enerji yumağı olan speed force ‘da, gücün hareketi sonrası biriken enerji artığını kullandığını ve bir nevi bu biriken enerjinin tahliye kanalı olduğunu çözer. 

Aslında cildin tümü, Flash ‘ın zihninde ki güçlerinin sınırlarının neredeyse olmadığını göstermesinden dolayı oldukça oturaklı. Ancak elbetteki tüm hikayeden bir Batman derinliği beklememek lazım, karşımız da Batman kadar karanlık bir hero yok ( ki DC bu derinliği rahatsız edici şekilde sadece Batman ‘e vermiş gibi duruyor ). Bu noktada flash ‘ın Sheldon Cooper 'ın favori karakteri olduğunu da hatırlatmak isterim. 


Çizgi romanları sevenler kadar, grafikle ilgilenen birisinin de mutlaka edinmesi gereken seyirlik bir kitap olarak düşünüyorum ben bu cildi.