animasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
animasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2016 Salı

BATMAN: THE DARK KNIGHT RETURNS, PART 1

Frank Miller'ın hikayesi Kara Şövalye'nin ilk bölümü karşımızda


Frank Miller‘ın, hikayesiyle çizgi roman tarihine geçmiş muhteşem yapıtı Batman: The Dark Knight Returns‘un animasyon uyarlaması iki parça ve ilki başlangıcıyla, ikincisi ise bütün hikayesi ile “en iyi” sıfatını almayı gerçekten hak ediyor. Bruce Wayne‘in on yıldır batman olarak piyasada gözükmediği, belkide orta yaş bunalımı yaşamaya başladığı, hatta artık bıyık bırakıp torun tombalak sahibi dede imajı verdiği animasyonun, girişteki otomobil yarışı sahnesi, her şeye rağmen hala Wayne‘in mücadeleci kişiliğini kaybetmediğini, merhamete sahip olmadığını, hırsını, yenilgiye tahammülsüzlüğünü, kazanmak için sınırları zorlayacağını ve heyecana aç olduğunu bize çabukça hatırlatıyor, ki kendisi de Gordon ile konuşurken bunu “kan akışımı hızlandırıyor” diye açıklıyor. Bununla birlikte surat ifadesi kadar, Gordon kendi adına emekliliği için kadeh kaldırdığında ona karşılık vermemesinden de durumundan hoşnut olmadığını anlıyoruz. Değerlendirmeyi yaparken, Wayne‘in aslında tüm savaşlarını kendi ruhundaki açlığını da bastırmak için yaptığını, bir kez daha anlıyoruz. Bu açıdan karaktere kattığı derinlik manasında da boş bir animasyon değil kesinlikle, ki hikayenin arkasındaki ismin Frank Miller olması zaten kafada soru işareti bırakmıyor. Hatta, çizgi romana kıyasla, animasyonun karakter derinliği tarafında eksik bile kaldığını eklemek lazım.

Bu arada, Gotham mutantlar adı verilen bir çetenin istilası altındadır ve şiddet baş ağrıtıcı bir hal almaya başlamıştır. hatta, mutant çetesinin yarattığı şiddet için bir iki kez “Joker ‘den bu yana görülmüş en kötü suçlular” olarak bahsediliyor.

İşte böyle başlıyor animasyon, on yıldır piyasada gözükmeyen, Batman yanını bastıramayan, Bruce Wayne kabuğuna hapsolmuş yaşlı ve aksi, içinde fırtınalar koptuğuna emin olduğumuz bir adam ile karşılaşıyor, onun hikayesine tanık oluyoruz.

Animasyonun hemen başında geçen bu sahnelerde, Nolan ‘ın kara şövalye felsefesinde de karşılaştığımız tespitler var.  Aslında kara şövalye bir kahramandan çok, bir bekçidir Gotham için, geçici bir stepne. Gotham, kendi kaderini belirlemeye başladığında, maskesini çıkarıp, pelerinini asar kara şövalye. Bunu açık eden çok önemli bir cümle sarf ediyor Wayne, Gotham ‘ın başına bela olan Mutant Çetesi‘nin yaşattığı vahşet ile ilgili olarak:
"-insanlar pes etti jim. saklanıyorlar ve görmezden geliyorlar."
Çizgi film ilerlerken bir yandan da gelecek olan Batman mitine (evet, animasyon kadar gelecek olan filmden de bahsediyorum) hazırlıyor aslında sizi. rastgele vahşet yaptıklarından bahsedilen mutant çetesinden bir grubun (aslında 2 kişi), sokakta wayne‘i köşeye sıkıştırdıklarında bruce wayne‘in aslında ne kadar heybetli ve iri kıyım olduğuna tanık oluyoruz. (bkz. Batman v Superman: Dawn Of Justice'de karşılaştığımız Bruce Wayne)

Gece yarısı uyurken beyaz tavşanın peşinden koştuğu bir kabus gören Wayne‘nin mağaraya indiğini görüyoruz bir sahnede. Marağarada arkası dönüktür sürekli, suratı gözükmez ta ki seslere uyanan Alfred‘in ne olduğunu kontrol için mağaraya indiğinde “ne zaman  traş oldunuz” diye sormasıyla şaşkınlıkla elini bıyıklarına götürüp, artık orada olmadıklarını fark ettiği ana kadar. Evet, bu sahneye kadar bıyıklı, yaşlı bir Bruce Wayne vardır karşımızda... Ama mağarada tamamen çatlar o içine hapsolduğu kabuk kara şövalye'nin.

Karşılaştığımız Batman profili eşsiz
Tüm bunlar yaşanırken, estetik ameliyatla suratını düzelttiren ve Wayne‘in desteği ile taburcu olup normal yaşamına döneceği sinyalleri veren, ancak sonrasında ortadan kaybolan Harvey Dent dahil oluyor akışa. Bunu da yaşayınca, en sonunda televizyonda Gotham‘da yaşananlarla ilgili haberleri izleyip sıtkı sıyrılan ve kanal değiştirirken “The Mask of Zorro” ya denk gelen Wayne‘in gemileri yaktığına şahit oluyoruz. Evet, Wayne ailesini kaybettiği gece de sinemadan, “The Mask of Zorro” dan çıkmıştır. Trajedisi ile tekrar yüzleşmek zorunda kalan Wayne, Batman‘i yenememiş, bastıramamıştır. Kara şövalye dönmüştür artık. Kabuk tamamen parçalanmıştır. (dip not:  batman karakterinin ortaya çıkışında da zorro ‘dan esinlenildiğini gibi bir bilgi kalmış aklımda, bvs'de ise söz konusu gecede sinemada gösterilen film exalibur olarka gözüküyor)

Eklemem lazım ki, günümüzde animasyonlar ne kadar şaşırtıcı gerçekliğe sahip olsa da çizim kalitesi olarak, bizim elimizde bir Final Fantasy veya Shrek yok, hiç de olmadı zaten. Ancak atmosfer olarak, buram buram “Dark Knight” kokan muhteşem bir film bulunuyor. şöyle örnek vereyim. Batman karanlıkta Mutant Çetesi'nin bir kaçını avlar, ama biz onu göremeyiz karanlıklar içinde. Ta ki gökyüzünde şimşek çakıp bir anlığına ortalık aydınlandığında, kuytu bir köşede devasa ve heybetli yarasa silüetini ve maskenin ardından bembeyaz parlayan bir çift sinsi, sinirli göz belirene kadar. İşte bu dahi, örneğini verdiğim animasyonların dışında bir kulvara taşıyor eldekini. Süper kahraman mitlerini seviyorsanız, etkileyicilik kesinlikle bu olacaktır sizin içinde.

Tekrar kara şövalyenin sokaklara dönmesi mevzusuna değinmek gerekirse, ne kadar maskenin arkasında olsa da, aslında gerçek kimliğinin Batman‘e dönüştüğünü vurgulamak lazım Wayne‘in. 10 yıl ortalıkta gözükmese de, aynen estetik sonrası yüzü tamamen düzeltildiği halde kendisini yaralı yüz olarak görmeye devam eden, ruhunu kabuğu ile bütünleştiren ve o kabuğu olduğu gibi kabul eden Harvey Dent gibi. Superman 'ın Clark Kent 'in gizli kimliği olmasından ziyade, Bruce Wayne kara şövalyenin gizli kimliğidir. Kafanızda hep bu fikir dönecek animasyon boyunca.

Harvey Dent ile yaptığı şu diyalogda olduğu gibi...
-kes şunu. sadece yüzüme bak ve dalganı geç. dalga geç haydi. en azından artık her iki tarafta uyuşuyor değil mi? bana bakıp dalganı geç. kimi kandırıyoruz ki? beni düzeltemezlerdi. kim olduğumu hiçbir şey değiştiremez.-her ikimizide...
Batman‘ın dönüşü ile birlikte insanların ikiye bölünmeye başladığını, mağdur hakları gibi derneklerin Batman'e karşı yeni yaptırımlar uygulanmasını talep ettiklerini de eklemek lazım, ki bu öncelikle animasyonun ikinci bölümüne, muhtemelen de ucu Batman v Superman: Dawn of Justice varacak bir detay. Alt metinde Miller'ın verdiği mesajlarda böyle böyle göstermekte kendisini. 

Alışık olmadığımız bir Bruce Wayne ile karşılaşıyoruz
Bu noktada minik bir es vermek ve Batman‘in seslendirmesine değinmek lazım. Dublajı yapan Peter Weller (Robocop) nasıl bir dijital müdahale yapıldı, yapıldı mı yapılmadı mı bilemiyorum ama duyacağınız en iyi kara şövalye sesi bu animasyonda. Son derece tok, heybetli, karizmatik, kendinden emin, kısacası epik bir tını. Bunun elbet direk fark edilen katkıları var. Uzun süre ortalarda olmayan yarasa adam karanlıklar içinde konuşmaya başladığında zaten çizimleri ile “karanlık” bir atmosfer yaratmayı başaran animasyon, çok daha derin bir havaya bürünüyor, elinizde çok daha heroic bir karakter oluyor. şöyle bir diyaloğun, bahsettiğim türde epik ve heroic bir ses tonuyla, tane tane gerçekleştiğini hayal edin:
-kim olduğumu biliyor musun? ben senin en kötü kabusunum. çığlık çığlığa anneni çağırdığın türden.
Çizimlerde de, bundan sonraki Batman Ben Affleck ile birlikte başrolü paylaşacak dediğimiz o abartılı “çene”  görününce, taşlar yerine oturuyor aslında. Evet, Batman V Superman'ın dayanak noktalarından birisi bu hikaye. 

Hikayeye dönmek gerekirse, denklemden çıkan Harvey Dent sonrası dedektiflik yetileri sayesinde, mutantlara silah sattığını öğrendiği generalle kendi yöntemleri ile hesabını kapatan Batman, bir savaş başlatacak kadar silah toparlamış mutantlarla da hesabını kapatmaya karar verir. Mesajı da kısa ve nettir:
-mutantlar! teslim olun, veya sizi yok edeceğim. 
Gelelim hikayenin Robin kısmına. Nasıl bir motivasyonla Robin olmaya karar verdiğine tam anlam verecek fırsatı bize vermese de hikaye, oldukça duygusal ve güçlü bir karşılaşma oluyor Batman ve Robin arasında, ki Robin ilk elden batman ‘in hayatını kurtarınca bu cesareti karşılıksız bırakmıyor Batman ve ortaklık başlamış oluyor. Robin‘in umarsız cesareti, sempatikliğini arttıran etkenlerden birisi.

Batman işini sadece kaba kuvvetle çözen bir kahraman değil elbette. Neredeyse her hareketi, üzerinde çalışılmış örülü planlar. Mutantlarla ilgili sıkıntıyı çözmeye karar verdiğinde de bu mitin doğruluğunu gösteriyor bize. Bunun yanında, Gordon'da bu mitin arka planında kara şövalye 'nin neden bu kadar önemli olduğunu anlattığı bölüm geliyor. tüm bu sahneler, ikinci bölümde karşılaşacağımız hatta filme taşacak bazı "sıkıntıların" da, istenmeyen adam Batman kavramının da, arka planını oluşturmakta.

İşin mutant çetesi ile mücadele tarafında sayıları binleri bulan çete üyelerini ortadan kaldırma olanağı olmadığının farkında olan batman, durumu şöyle özetliyor Gordon ‘a:
-...hepsini tutuklayıp elinde tutamazsın. bu işe son vermenin tek yolu onları yenmek. küçük düşürmek.
Buradaki stratejik derinliğe anlam verebilmek için aslında Gordon‘un emekliliği sonrası yerine geçecek başkomiser Yindel ile yaptığı 2. dünya savaşı muhabbeti de yol gösterici olacaktır:
-..sonra başkan roosevelt ‘in radyodaki konuşmasını duyduk. sesi güçlü ve kendinden emin geliyordu. korkumuzu alıp yerine savaşma ruhu koydu. ( kara şövalye ‘nin yaptığı gibi ) savaşı onun sayesinde kazandık. yıllar sonra bir rapor ortaya çıktı. roosevelt   pearl harbour ‘un olacağını biliyormuş ve olmasına göz yummuş. günlerce kafamda döndü durdu bu fikir. böyle bir şey gerçekse ne kadar korkunç olurdu. ama bizi savaşa sokan bu olaydı. pek çok insan öldü. ama sonuçta milyonlarcasını kurtardı. bir süre böyle gidip geldim. sonunda fark ettim ki bu mesele benim karar veremeyeceğim kadar büyüktü. roosevelt çok büyüktü.
Şimdi gelelim tüm bunların birleştiği noktaya. Yani Batman‘ın küçük düşürmekten bahsettiği mutant çetesine. İlk karşılaşmasında neredeyse kendini öldürecek olan mutant çetesi liderinden son anda Robin‘in ortaya çıkıp yardım etmesi ile kurtulan Batman, bu kez şartları eşitlemek için kavgayı bir çamur gölüne çeker ve tüm çetenin olan biteni izlemesini sağlar. Rakibinin gençliğinin verdiği dinamizme karşı zekasını kullanan, çamurun yavaşlatıcı etkisiyle yaşlılığın getirdiği hantallığın rakibi karşısındaki handikapını ortadan kaldıran kara şövalye, elbetteki sonuca ulaşır.
- burası çamur çukuru değil evlat. ameliyat masası. ve ben de, cerrahım...
Böyle böyle giden muhteşem bir animasyon eldeki. Karanlık atmosferi yanında, Batman mitine yaptığı bu yüceltici diyaloglar nedeniyle de kendisini sevdiren bir animasyon. İkincisini izleyene kadar da bu kulvardaki en iyi iş olduğunu düşünceğinize emin olabilirsiniz. Batman v Superman: Dawn of Justice hikayesine yaptığı katkı nedeniyle de mutlaka izlenmesi gereken bir animasyon eğer çizgi romanını okumadıysanız.

3 Ağustos 2015 Pazartesi

SUPERMAN/DOOMSDAY

Ona bir bakın. Öylesine parlak, güçlü ve harika ki. Bir tanrının ete ve kemiğe bürünmüş hali gibi. Elbette her mantıklı tanrı, yaptığı iyilikler karşılığında mutlak bir itaat isterdi. Ama hayır, Çelik Adam 'ımız hiçbir karşılık beklemeden bizi koruyup kolluyor. Ve insanlar neredeyse ona tapıyor. 
Tamda böyle bir tiratla başlıyor 2007 yapımı, Çelik Adam 'ı Adam Baldwin 'in seslendirdiği animasyon. Baştan söylemek lazım ki, Lex Luthor dışında animasyonun pek öyle ilginç ve akılda kalıcı bir tarafı yok karakterler yönünden. Hatta Superman 'ın Lois Lane ile arasındaki gönül işlerine Smallville tarzı yaklaşımı nedeniyle es geçilebilecek bir animasyon bile diyebiliriz. Gerçekten neredeyse mide bulandırıcı bir romantizm ve ikilinin arasındaki karı - koca kavgası tarzındaki gerilim, hatta vıdı vıdılar nedeniyle yarıda kapatma ihtimali bile var.

Luis inatla Superman 'ın adını öğrenmek için çabalarken, Çelik Adam sevdiceğini korumak adına kimliğini açıklamaktan imtina eder. ( Aslında Superman değil midir gizli kimliği Clark Kent 'in? )
...bizi birbirimizden ayıran bu konuya sıkı sıkıya bağlısın, ve aklıma gelen tek sebep, bir uzaylı için insancıl bir duygu geliştirdiğin. Bir kadına bağlanmaktan korkuyorsun.
Gerçekten bir süper kahraman macerası için çok gereksiz ayrıntılar... 

Tüm bunları bir yana bırakarak hikayesine değinmek gerekirse, Luthor Crop yer altında yaptığı bir çalışma sırasında İsa 'dan önce öncesine ait bir uzay gemisi bulur. Ancak yanlışlıkla bu gemide hapsedilmiş yüksek teknoloji ürünü "mükemmel" askerin kaçmasına neden olurlar. Lakin bir sıkıntı vardır ki, biyolojik olarak "tasarlanmış" bu ürün, dost ve düşmanı ayırt edememektedir. Sonuç olarak söz konusu "kıyamet makinesi" yaşayan tüm canlıları yok etmek için var olmuş durumdadır. 
...bir uzaylı ırkı, o şeyi hapsetmek için delicesine bir teknoloji geliştirmiş ve dünyayı çöplük yerine kullanmışlarsa, bunun tek bir nedeni olabilir. Onu öldüremediler. 
Temelde aşk hikayesine bulanmış ve her zaman iyilik kazanacaktır temalı bu animasyonun açıkçası en iyi taraflarından birisi, Superman 'ın siyah renkli solar kostümü ile etrafta gezinmesi. Ek olarak, güçlü bir senfonik tema müziği olduğunu (normal olarak) ve Superman 'ın kıyamet makinesini atmosfere çıkardığı heroic sahnede oldukça epic bir müzik seçimi yapıldığını belirtmem gerekiyor. Her ne kadar, bir süper kahraman macerasına göre Lois Lane nedeniyle fazla "insani" bulsam da hikayenin akışında bir çok noktayı, Lane 'in Smallville 'da Martha Kent ile yaptığı kapı önü konuşması oldukça duygusal ve açıkçası dramatik yapının en güçlü anlarını oluşturuyor. Ve elbetteki, hikayenin en önemli tarafı ve aslında onu izlenebilir kılan can alıcı noktası, elbetteki Doomsday ile karşılaşması sonucu Çelik Adam 'ın başına gelenler. 




BATMAN: UNDER THE RED HOOD

Yönetmenliğini Brandon Vietti ‘nin, yazarlığını Judd Winnick ‘in yaptığı 2010 tarihli animasyon.

Özetle hikayesinin üzerinden geçmek gerekirse; Black Mask ‘ın yönetimindeki Gotham uyuşturucu çeteleri birer birer Red Hood ‘un himayesine geçmektedir. Black Mask, Joker ‘i de işin içine katarak durumu lehine çevirecek planını uygulamaya çalışırken, Batman ‘da hem bu karmaşayı çözmeye, hem de arada Neil Patrick Harris ‘in seslendirdiği Nightwing ‘in yardımıyla Red Hood ‘un kimliğini ortaya çıkartmaya çalışır ve Ra's al Ghul ‘un dahil olduğu hikayenin akışında, geçmişiyle yüzleşir.

Temelde ne kadar basit gibi görünse de, Red Hood ‘un planı ve arkasında yatan motivasyon söz konusu olduğunda aslında son derece derin ve etkileyici bir intikam, yüzleşme hikayesi var ortada.

Animasyon, Batman tarafında uzun süre dedektiflik hikayesi olarak yürüdüğü için bir kez izlendikten sonra etkisini yitirecektir işin “merak” tarafında. Lakin ilk izlediğimizde bir mana verilemeyen girişi de, ancak sorular cevaplarını bulunca anlam kazanıyor.

Açılışı, camiden bozma mekanında yapan Ra's al Ghul ve sonrasında Saraybosna ‘da Robin ‘e temiz bir sopa atan Joker ‘le birlikte aksiyonu yüksek ve elbette Joker etkisiyle ilginç bir başlangıç yapan animasyonu, ilk beş dakika sonrasında izlememek için hiç bir neden kalmıyor. Joker, Robin ‘i patlamak üzere olan bir bomba ile ölüme terk ederken, bizim gördüğümüz ise zamanında yetişemeyen dedektifimizin beyhude çabası oluyor.  

Bu giriş sonrası ise, yıllar sonra Gotham ‘ın en zengin uyuşturucu satıcılarını kendisi için çalışmaya zorlayan Red Hood şaaşalı bir giriş yapıyor maceraya. Bu anlaşmanın bağlayıcı noktası ise elbet bu sokak satıcılarını Batman ‘den ve Black Mask ‘den koruyacağı sözü. Karşılığında tek istediği ise satışların okullara ve çocuklara yapılmaması oluyor, ki ikna kabiliyetini de etkileyici bir prezentasyonla gösteriyor.

Kaybettiği gücü tekrar ele geçirmek için çabalayan Black Mask ise çözümü Joker ‘le anlaşmakta buluyor, planını yapıyor ve Arkham ‘dan kaçırıyor Joker ‘i.

Hikayenin çözülmeye başladığı ve aslında Red Hood ‘un motivasyonunu çözüp yaptıklarını anlamaya başladığımız sahne ise, Batman ‘ı bir kovalamaca sonunda çektiği fabrika oluyor. Elbetteki Joker ‘in asit kazanına düştüğü fabrika... Gece yaşananlar bir bir Kara Şövalye ‘nin gözlerinin önünden geçerken, şöylede güzel bir diyaloğa tanık oluyoruz Red Hood ‘la arasında geçen:
O geceyi unutmak zor değil mi?  Burası ilk büyük hatanı yaptığın yer Batman. Belki de en büyüğü, ama kesinlikle sonuncusu değil, haksız mıyım? Anılar...
Hikayenin ve diyalogların bir Kara Şövalye hikayesine yakışır şekilde derinlik taşıdığını eklemek gerekli. Ki, Red Hood ‘un kimliği ortaya çıkıp anlatılanlar anlam kazanmaya başladıkça hikaye güzelleşirken, Red Hood ‘un uyuşturucu satıcıları ile yaptığı garip anlaşmanın arkasında yatan felsefeye de anlam vermeye başlıyoruz. Red Hood ve Batman ile arasında geçen diyaloglarda gene o etkileyicilik mevcut, daha da önemlisi Kara Şövalye felsefesine de çok önemli bir katkısı var bu konuşmaların...
-Yalnızca bir tanesini öldürdüğüm için sevinmelisin. Onların hepsi süikastçi...-Ya sen nesin?
-Ben Gotham ‘ı temizliyorum. Senin yaptığından daha fazla.
-Black Mask ‘ın bölgesini çalıyorsun ve yoluna çıkan herkesi öldürüyorsun.-Black Mask sadece planın bir parçasıydı.
-Plan mı? Bir suç lordu oluyorsun.
-Evet. Suçu durduramazsın. Bunu hiç bir zaman anlamadın. Ben suçu kontrol ediyorum.Onları korkuyla yönetmek istiyorsun. Ya senden korkmayanlara ne yapacaksın? Senin yapmadığını yapıyorum. İşlerini bitiriyorum...
Tüm bunlar ışığında açıkça söylemek gerekiyor ki, yapılmış en iyi Batman hikayelerinden birisi. Hem derinliği, hem buram buram kara film kokan hikayesi, hemde kuşkusuz ki Red Hood ve Joker üzerinden Kara Şövalye ‘yi anlamamıza yardımcı olan diyalogları ile.


30 Temmuz 2015 Perşembe

SUPERMAN/BATMAN: APOCALYPSE


Batman ve Superman 'ı bir araya getirip, bizi Supergirl ile tanıştıran, ardından Wonder Woman 'ı da işin içine katıp Darkseid 'e karşı mücadelelerini izleten 2010 yapımı bir animasyon Superman/Batman: Apocalypse. 

Darkseid 'e karşı verilen mücadelede herhangi bir karakter derinliği beklentisi içine girmemek gerekmekle beraber, Supergirl 'in ortaya çıkışını, Darkseid 'i, Cennet Adası 'nı ve Apocalypse 'i görmemiz dışında pek ilginç bir tarafıda yok açıkçası animasyonun. Belki değinilmesi gereken bir noktada Granny Goodness tarafından yönetilen Female Furies 'i görüyor olmamız. 

Kabaca hikayeye değinmek gerekirse, Kara 'nın, yani Supergirl 'in ortaya çıkışıyla başlıyor macera. Kara, güçlerini kullanmayı öğrenebilmek için Wonder Woman ile Cennet Adası 'na gider. Bu arada, Darkseid 'de Kara 'yı cennet adasından kaçırıp ordularının başına geçirmeyi istemektedir. Bu nedenle Doomsday ve klonları ile adaya saldırır. 

Bu noktada, animasyonun yeterli karakter derinliğini sunamadığını tekrar hatırlatmak isterim. Lakin, işin karizma ve zeka eksiğini kapatan karakter gene Batman oluyor haliyle. Örneğin Darkseid 'in adaya saldırı planını çözebilen ( kalabalık klonlar amazonları ve kahramanlarımızı meşgul ederken, arka planda Kara 'yı kaçırmayı başarır Darkseid ) ilk olarak Batman 'dir. Ki, Darkseid 'de hakkını verir bu konuda Batman 'ın. Kara Şövalye Kara 'yı geri vermesi için Darkseid 'i kendi silahıyla gezegeni ( Apokolips ) yok etmekle tehdit ederken, Darkseid 'in yorumu şu olur: 
- İyi oynadın. Kriptonlu veya o Amazon, böylesi bir kumara girselerdi, kaybederlerdi. Onlarda başarıya ulaşmak için koca bir gezegeni yok edebilecek irade yok...
Yani bu kadar düz bir animasyonda dahi, Batman bir karakter olarak yarı tanrıların üzerinde değer görüyor. Açıkçası DC 'yi bu konuda taktir etmemek elde değil. Elbette, Superman 'da kendi payına düşeni alıyor hikayede. Metropolis 'te Superman için dikilen meşhur heykel gözümüze sokulmakta. Kara 'da :
- Demek onların şampiyonu sensin, öyle görüyorlar seni...
diyerek, DC 'nin yaptığı bu rol dağılımının bir özetini geçiyor bize. Şampiyon kavramını, bir tanrı avatarı olarak nitelemekte mümkün diye düşünüyorum. Bu arada, Kara 'nın henüz güçleri üzerinde tam hakimiyeti olmadığı için bu heykeli yanlışlıkla ikiye bölmeside eğlenceliydi. Gene de, yukarıda vurguladığım gibi, bu kadar zorlamaya gelecek derinlikte bir hikayeye sahip değil animasyon. Eklemem lazım ki, çizim kalitesi olarak da çok memnun edici bulamadım.  Aksiyon namına daha memnun edici olduğunu ise söyleyebilirim, ki özellikle kahramanlarımız Wonder Woman ve Barda 'nın, Female Furies ile yaptığı kapışma en eğlenceli ve izlenebilir aksiyon sahnelerine sahip idi.  

Sürekli belli bir derinliğe sahip olmadığından dem vurmaktayım, bunun nedenlerinden biriside özellikle Batman 'den alışık olduğumuz o etkileyici diyalog veya monologların azlığı. Genede, en akılda kalıcı olanı, Kara 'nın Batman 'den "suratsız hıyar" diye bahsettiği an...

29 Temmuz 2015 Çarşamba

BATMAN: ASSAULT ON ARKHAM


Dark Knight Returns part 2, Assault On Arkham gibi animasyonları izleyince, Dc 'nin önümüze getireceği filmlerle ilgili de ( Suicide Squad, Batman vs Superman ) kafada net bazı öngörüler, fikirler oluşuyor. Suicide Squad trailerını izledikten sonra da, filmi Assault on Arkham ile bağdaştırmama imkanı yok elbetteki. 

Bu animasyon da, çizgi romanları takip edememe durumunda bazı kilit tanımları yapıp gerekli noktaları açıkladığı ve önümüzdeki film için fikir verdiği için de ilgi çekici ve sürükleyici. 

Hikayeye iki ayrı perspektiften bakıyoruz ve aslında birbiriyle bağlantılı iki ayrı hikayeyi izliyoruz temelde. Birisi Suicide Squad 'ın macerası, diğeri de Batman 'ın. İki ayrı hikaye olarak değerlendirme imkanımız olduğundan animasyonu, aslında Batman olması gerekenden daha az karşımıza çıkıyor, bizi ilgilendirense aslında Suicide Squad 'ın hikayesi. 

Suicide Squad temelinde, filmde de karşımıza çıkacak kilit karakterler yanında, Gotham 'ın meşhurlarıyla da karşılaşıyoruz. Animasyon bir nevi yıldızlar geçidi. Bu nedenle izlerken kaybolmaya yüz tutan dikkat, bir şekilde tekrar yerine geliyor. 

Hikayenin Suicide Squad tarafına kısaca değinmek gerekirse, The Riddler ( Eddie Nashton aka Edward Nigma ) bir şekilde hükümete bağlı çalışan Amanda Waller 'ın bilgisayarına erişim imkanı bulur. Bu yolla da, intihar ekibinin tüm mevcut, geçmiş ve potansiyel üyelerinin kimlikleri ile sicil kayıtlarını içeren bilgileri de indirir ve saklar. Dosyayı internete yüklemekle tehdit edince de, dosyanın geri alınma ihtiyacı doğar. Lakin, dosyanın tek kopyası Nigma 'nın bastonunda bulunan flash bellektedir, ki o bastonda Arkham eşya odasında kilitli tutulmaktadır. Böylelikle, intihar takımının Arkham 'a baskın için toparlanması gereği doğar. 

Burada Suicide Squad ( Task Force X ) için ayrı bir paragraf açmak yararlı olabilir. Bu ekip, hükümete ait ama kayıt dışı bir saldırı ekibi. Salıverilme umudu olmayan mahkumlardan seçilerek kurulur ve imkansız görevler için harcanabilir ajanlar olarak görev yaparlar. 

Bu macerada, Suicide Squad elemanlarını da sıralamak gerekirse: 
Killer Frost, King Shark, Black Spider, Deadshot, Captain Boomerang, Kgbeast, Harley Quinn

Gelelim Batman 'ın burada ki rolüne ve hikayenin ikinci kısmına. İlk etapta Batman 'ın intihar ekibini durdurmak gibi bir gayesi olduğunu düşünmek olası, ancak dediğim gibi hikaye iki parça ve burada Batman 'a düşen görev, Joker 'le karşı karşıya gelmek. Joker, büyük bir bombayı çalıp Gotham 'da bir yerlere saklamıştır. Bombanın yayacağı radyasyon şehrin yarısını öldürebilecek güçtedir ve Kara Şövalye şehrin altını üstüne getirmiş olmasına rağmen bombayı bulamayınca, yerini Nigma 'nın bilebileceğini düşünmüştür. Evet, intihar ekibi ve Kara Şövalye 'nin yollarının ilk kesişme noktası bilmececi. Ancak belirttiğim gibi, ana hikaye intihar ekibi üzerinden yürüdüğü için, Batman daha çok yan karakter gibi kalıyor, hikayesi yan hikaye gibi işler görünüyor uzun süre. Biz Batman 'ı daha az görürken, asıl yıldız ise, filmde Will Smith tarafından canlandırılacak olan Deadshot oluyor macerada, ki maceranın sonunda Jokerle final mücadelesine girişmekte ona düşüyor. Elbette Joker ve Harley Quinn 'i de eklemek ve Harley Quinn içinde bir ekleme lazım. Burası karakterle ilgili bilgisi olmayanlar için spoiler olabilir; Harley Quinn Arkham 'ın eski psikiyatristlerinden olduğundan mekanın planına ve lojistik unsurlarına dair geniş bilgiye sahiptir, kapıları açacak şifreleri bilmektedir ve kilit nokta; Joker 'in yavuklusudur. 

Animasyonun geniş bir yıldızlar karması olduğunu belirtmiştim. Karşımıza çıkan diğer bir kilit karakter de Cobblepot 'dur, yani penguen, ki ekibe Arkham 'a giriş için gerekli desteği sağlar. 

Hikayenin ana noktasının Nigma 'yı ( yani Riddler ) ortadan kaldırmak olarak açıklanabileceği animasyonda ortaya çıkan karmaşada Bane ve Harvey Dent dahi karşımıza çıkıyor tımarhaneden kaçarken. 

Tüm bunlar ışığında, neredeyse tüm kilit karakterlerin birer birer gözüktüğü, Batman 'dan ziyade Suicide Squad üzerine yoğunlaşmış ve bu nedenle izlenebilir bir animasyon oluyor eldeki. Joker karakteri görsel olarak çok başarılı olmamakla birlikte, bu kadar kalabalık bir kadroda yeteri kadar derinlik bulamamak normal karşılanabilir bir durum olarak gözükmekte animasyon için. Tüm bunların yanında, Dawn of Justice ( ve belki Dark Knight Returns 1-2 serileride ) filminde karşımıza çıkması muhtemel, hükümet tarafından istenmeyen adam Batman mitine temel hazırlayan sürtüşmeye de animasyonun sonunda tanık oluyoruz. 

Aksiyon dozajı yüksek olduğundan sıkma ihtimali düşük, ki daha açılışta Batman 'ın Nigma 'yı almak için ortalığı dağıtması fikir verici oluyor. Nigma 'nın Amanda Waller 'a sorduğu bilmeceler sırasında hafiften karizmayı dağıttığı açılışta günümüz dünyasına yaptığı minik dokunuşla da eğlenceli aslında: 
- Şu soruyu bil bakalım. Neye sen sahipsindir ama başkaları onu senden çok kullanır ?
- Adın...
- Ha! Bunu daha önce duymuşsun...
- Hayır. Dünyanın geri kalanı gibi ben de Google 'a erişebiliyorum...